10.07.2017

Onu Daha Önce de Gördünüz

Aynı. Aynı sabahlardan, aynı fikirlerden, aynı diskurlardan meydana gelen bir gün daha. Köşesinde sessiz bekleyenin de, ağzını açıp bağıranın da, bu ikisi arasında duranın da yeni bir fikir, yeni bir cümle bulamadığı dünsel bir yarın. Otobüs saatini hesaplayarak kalktığı kafeteryadan durağa doğru yürüyen bir adam. Kulağında kulaklık ve tam da bu sırada dışarıda bir şeyleri kaçırdığına dair hiç de yeni olmayan bir his. Kilo almaktan muaf ama saçları belli ki dökülecek bir fizyoloji. Uzun saçlı olmayı ister, tombul olmanın ne demek olduğundan bihaber. Esmer mi esmer. Herkesten önce bulmaya çalıştığı bir define var: Bir fikir arıyor, bir güzel buluş. Yarına ve yarın için taze bir ses. ‘’Ancak’’ diyor ‘’böyle aşabilirim tekdüzeliği.’’

Sürekli tetikte olmayı öğütlediği zihni giriyor devreye: Farklı bir şey icat etmek başkalarının üzerine basarak yükselmek olmasın sakın?
Buna benzer çok konuşma yapmış. Belli ki karın değil ama bir baş ağrısı var bu yüzden. Onu daha önce de gördünüz; terminale otobüsün hareket saatinden yarım saat önce gelmişti. Elinde sarı bir bavul, bir süre yere bakarak yürüyor, sonra bunun kendisini özgüvensiz göstereceğini düşünerek kaldırıyor başını. Düşünüyor: İlkelerden taviz vermemeyi düşünüyor. İlkeli davranma iradesini düşünüyor. Bunun önemini ve ne kadar başarıp başaramadığını. Ve –belki de- boş yere huzursuz oluyor tüm bunlar beyninin içinde gezinirken. Zira çoğu zaman gözünden kaçan bir durum var: Hayata geçirilmesi için gereken ortam var olmadıkça her düşünce yavaş yavaş sıkıcı olmaya başlar. Eh, aklında fikirleri olan insanın sorumluluğu da o gereken ortamı sağlamak değil midir?
Sakın anı diye çöplük biriktiriyor olmayalım? böyle söylüyor bir akşamüzeri. Söylüyor ama ne gerek, ne fayda? Sonunda nasıl davranacağı konusunda kafası delicesine karışmış ve bu yüzden kimi zaman antipatik göründüğünü biliyor. ‘’Ben de sizin gibiyim’’ diyor ‘’ben de normalim. Bakmayın bana öyle garipmişim gibi. Normalim ben!’’
Sonra bu düşüncesinden de vazgeçiyor, zira normal içi boş bir kutu gibi gözüküyor gözüne. Suyu alınmış bir portakal, esmeyen bir İstanbul, … için …

Onu tüm bunları düşünürken daha önce de gördünüz. Bulunduğunuz şehrin herhangi bir meydanında. Yorgun argın bindiğiniz otobüsün camından dışarıya bakarken –seyrederken değil- köşedeki elektrik direğinin önündeydi. Sahilde ağır adım gidiyordu bir muammaya doğru. Arka koltukta arabanın kokusundan midesi bulanmıştı. Uçakta yanınızdaki koltuğun boş kalmasını isterken uçağa binenlerden biriydi. Size yaklaştıkça yanınıza oturacağını zannettiniz, neyse ki başka bir üçlü koltuk sırası vermişlerdi ona. Yarından tezi yok onu yine göreceksiniz. Hiçbir zaman son dakikaya kalmayacak ama yine de –kimi zaman- geç kalacak. Sonunda er ya da geç şu sözleri duyacaksınız ağzından:


Farklı olmak değil, yalnızca olmak. Farklı olmaya çalışmak değil, yalnızca olmaya çalışmak. Oluş, tüm ikilemleri ortadan kaldıracak şeydir. Farklı oluş ise bir paranoya. Olmak zaten yeterince farklı ve heyecanlı olacak. Fikir mi seninkisi, kibir mi? Bir daha tart!

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...