29.07.2017

Hâl

    Yeni bir arınma dönemi daha. Yalnızlığın çağrısına koşulsuz şartsız teslim oluyorum. O anda gözüm başka bir şey görmüyor. Var olan tüm ilişkilerimi –bir kediden bir insana kadar- anında terk etmek ve tanımsız, denenmemiş, üzerine daha önce hiç oturmadığım bir taşın gölgesinde kalakalmak. Evet, böyleyim ben. Yine terk ediyorum, yine gidiyorum. Yine bir başıma kalma isteği diğer tüm isteklerden ağır basıyor. Tek başıma olursam sorumluluğum daha az olur, diyorum kendime. Ve şayet verdiğim bir hasar varsa bununla ilgilenmiyorum. Yaptığımın acıları çıkar mı? Hadi gölgelerden yaprakların hışırtısına, kuşlardan tabelalara kadar değişsin her şey. Yeni baştan oynayayım oyunu! Ben hep böyleydim. An geldi yırttım attım yazdığım her şeyi. Sonra pişman da olmadım ama anlık karar verdiğim için. Çünkü bir özenme, bir heves değil, bir ihtiyaç haliydi benim için tüm bu şeyler. Belki de kiminiz için tüm bu saçmalıklar.

    Yıkabileceğim kadarını tekrar yıktım. Geri dönülemez sözleri tekrar söyledim. Tekrar koşarak uzaklaşıyorum bir şeylerden. Belki ait olmaktan, belki birilerinin olmaya başlamaktan. Bilmem? Sonra tekrar kendime ve insanlara bunu yaşatmayacağımı zannederek bir tohum daha atacağım toprağa. Ama onun sandığım gibi kuş olup uçamayacağını, toprağın birinde duracağını anlayınca, tekrar gideceğim oradan. Bir gece uyanacak ve üzerimde hiç de haklı olmadığım bir baskı hissedeceğim. Yeni bir şeyler bulduğum düşüncesiyle yazdığım bir yazıyı belki, sileceğim. Birden. Hatta yayımlamadığım takdirde belki bunu da bir gün sileceğim.Sonra bok gibi hissedeceğim kendimi bir süre. Yarattığım etki açısından. Kendimi meşrulaştırmak isteyecek miyim? Çünkü insan bok gibi hissettiğinde kendini meşrulaştırmak, normalleştirmek isteyebilir. Ama hayır, bununla da iç içe olacağım günler geçerken. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Anlayacağım dostluğun ne olduğunu, ama ötesini hiçbir zaman temelli anlamayacağım. Günün ilk ışıklarıyla sönecek bir mum. Böyle şiirsel değil tüm bunlar. Dramatik, trajik de değil. Hep yolda olma arzusunun bir tezahüründen ibaret. Siz de biraz benim gibi misiniz?


    Beklentiyi öldürmek. Beklentiyi öldürüyorum. Beklenti beklenmiyor. Kendimden beklediklerim hariç. Kendim, yaşamın nesnesi değil öznesi olmak isterken yeniden, gidiyorum ardıma bakmadan. Özne, bir diğer özneye –ya da nesneleşmiş özneye- yapışınca beni bir soğukluk alıyor. Bununla tüm insanların beni ayıpladıklarını, bana ‘’garip yaratık’’ olarak baktıklarını düşünüyorum bir süre. Sonra hayatın hissedenler için trajik, izleyenler için eğlenceli olduğu felsefesini hatırlıyor ve trajiklikten çıkıyorum. Tek başımayken biriktirebileceğim, harcayacağım paranın daha az olacağını düşünüyorum. Bir gece vereceğim anlık bir karardan beni geri tutanın olmayacak olması gözüme güzel görünüyor. Sözgelimi bir bilet alıp şehir değiştirmeyi düşünüyorum. Ya da varı yoğu satarak kendime güzel bir karavan alıp gitmeyi. Kim tutabilir beni, toprakta sabit bir tohumum olmazsa? Varılacak nokta sabit bir tohum olmak zorunda mıdır? Bir yanıma kitapları bir yanıma eğlenceleri koysalardı eğlenceleri tercih ederdim. Böyle keskin bir ayrım yapmak zorunda neyse ki değilim. Ama şimdi iki yanımda yer alan tartılara bakıyor ve tekrar aynısını seçiyorum. Hadi yeni olandan esas yeni olan için gitme vakti. Hiç değilse içimde…

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...