4.05.2017

Size ''24''ten sesleniyorum: Uyuşuk olan her şey sizi kandırıyor ve bunun bedelini çok ağır ödeyebilirsiniz. Hayatta geriye attığımız, yüzleşmekten korktuğumuz, görmezden geldiğimiz şeyler vardır. Bir güne daha onların karşısında dikilmediğimiz için ''rahat'' uyanabilsek de onlar kanserli hücreler gibidir. Eğer gerçekçi olup iş işten geçmeden olanların, olabileceklerin farkına varmazsak son sözü maalesef o söyleyecektir. 

Filmlerde gösterilen aşklar, reklam kuşakları, mevsimlik şarkılar, bittabi tüm bunların ''mekanı'' olan televizyonun kendisi sizinle sadece şu konuda iyi anlaşır: Koltuğunuza daha da gevşeyerek uzanmanız, daha da esnemeniz, bu nedenle daha yorgun hissetmeniz. Twitter şirketinin binasında ''Yangın anında tweet atmak yerine, binayı terk edin!'' yazar. Bu size telefon ve televizyonu satan adamlar hakkında nasıl bir bilgi veriyor? 

Ürettikleri şeylere kendileri bile inanmıyorlarsa, tek bir çıkar vardır: O ne haz, ne tutku, ne keyiftir. Egoyu tatmin etme isteği bile, kendine bir tüketici yaratmak ve bunun için sürekli aptal saptal şeyler icat etmekten daha onurludur. Hiç değilse ilkinde insanın tabii bir dürtüsüne cevap verilir.

Bugün bu kavramların çok önemli olduğunu düşünüyorum ve kendime sık sık dediğim gibi; Ben hep aynı şarkıyı söylüyorum. Yine aynı şarkıyı söyleyeceğim. Belki başka bir ses tonuyla, başka bir ritim tutarak ama, hep aynı şarkıyı...

O şarkıysa bizi ölümümüze kadar terk etmeyen yanıltıcı, insanı ahmak eden, gerçeklikten uzaklaştıran her şeye karşı zihnimi muhafaza etmek, onu bu dış etkilerin dışında geliştirmeye çalışmaktır. Lütfen söyleyin; en son ne zaman telefona bakmak için zaman bulamadınız da kitap okumak için zaman buldunuz? En son ne zaman yeni bir şarkı keşfetmeye zaman buldunuz da, check-in yapmaya zaman bulamadınız? Özetle; en son ne zaman gerçek bir şeye vakit ayırabildik de, sanal bir şey için yeterince vakit ya da isteğimiz olmadı? 

Bugünün dünyasında bu bile bir mücadele konusu! Kitap okumak için bile önce alıştığımız ve bizi uyuklatan çoğu şeyden uzaklaşmaya, onlarla aramıza mesafe koymaya ve kendimize kitap okuma alışkanlığı/ kültürü edinmemize ihtiyacımız var. Hal bu iken aklı işletip zenginleştirecek olan şeylerle iletişim kurabilmek için önce tuzakları bilmek, onları yok edemesek de onların ne mal olduğunu anlamak gerekiyor. Yani tek bir görev değil, iki görevle yüklüyüz bu çağda. 

Küllerimizden yeniden doğmayacağız, masalları hayatımızın sonuna dek dinleyemeyiz ya da hayatımızın sonuna dek masal dinleyemeyiz. Öleceğimizi zannetmiyor olabiliriz, ama öleceğiz. Bunu karanlık, huzur bozacak bir vasıfla söylemiyorum. Hatta aksine, bunu aydınlık bir vasıfla söylüyorum. Çünkü; başımıza gelecek ve ''hadi canım, yok artık!'' dediğimiz çoğu şeyle bir gün ''seve seve'' karşılaşacağız. Özel yanımız tiplerimiz, isimlerimiz, ses tonlarımız, ailelerimizin geldikleri yerler ya da kıyafetlerimiz olamaz. Özel yanımız içerisinde bulunduğumuz bu hayata dair zorunlulukları iyi saptamamız olabilir ancak. 

Bu belki bir coğrafya sorunudur, yani belki Türkiye insanı biraz tembeldir, kitap okumaz. Belki tüm dünyada böyle bir eğilim, böyle bir aptallık baş gösteriyordur, orasını henüz tam bilemiyorum. Bize özgü nedenler de vardır, insanın kendine has sebepleri de. Ama ben şimdi ''24''ten size sesleniyorum ve biliyorum ki tüm bu dediklerimi deneyimlemeden birçoğunuz ne hissettiğimi anlamayacaksınız. 

Gerçekçi olmaktan korkmayın. Düşüncelerinizden çalan, düşüncelerinizi yozlaştıran bir duygusallık olsa olsa bencilliğin diğer adıdır. 

Acı gözlerimizi açar.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...