16.01.2017

Uçuşşş

    İçimizden pek gelmeyebilir olsa da, önce, maddeye bizi biz yaptığı, bir bedene ulaştırdığı için teşekkür etmeliyiz. Hayatın anlamsızlığı, can sıkıntısı, kendini gereksiz hissetme gibi duygular ve hatta tüm tapınmalar dahi, bir bedenin eyleme geçmesi sonucu gerçekleşebiliyor. Nemli bölgelerde yaşayanlarla, soğuk iklimlerde yaşayan insanlar arasında bile onlarca fark bulunabilir. Bu anlamda, ‘’Coğrafya, insanın kaderidir’’ söylemi, aslında bedenin de bu kaderin eylemcisi olduğunu gösterir. Peki ‘’kader’’, bir alın yazısı, ön belirlenimi olan bir kavramsa, bunun eylemcisi nasıl olabiliriz? Kaderi –coğrafya üzerinden ele alırsak- savaşın hüküm sürdüğü topraklarda, insanların yaşantılarının ortalama aynı olacağı tanımıyla kabul edersek, kaderin eylemcisi ne kadar ‘’kader’’, ne kadar ‘’eylem’’dir? Bunlara tarihten ya da günümüzden sayısızca farklı örnek verebiliriz. O kısmı sizin kendi kurcalamalarınıza bırakıyorum.
    Yazımın başında önce maddeye teşekkür etmemiz gerektiğini belirtmişsem de, bunun içimizden pek de gelmeyebilir olduğunu söyledim. Bu şu anlama geliyor: İklim, coğrafya, yeme-içme gibi pek çok faktörden etkilenen, aldığımız kararları hayata geçirmemize olanak sağlayan, Goethe’den yola çıkarsak ‘’Sözden önce eylem vardı.’’nın sahibi olan ve buna karşın unuttuğumuz bedene teşekkür etmek gerektiğine, daha doğrusu kıymetinin bilinmesi gerektiğine inandım. Bunu da kıymetinin unutulduğu ya da hesaba az katıldığı düşüncesinden yola çıkarak savundum. Ama teşekkür etmekle ilgili oturup da ‘’düşünce hislerime’’ baktığım zaman, nedense bu içimden pek gelmedi.
    Bir saldırı anında, ölümle burun buruna geldiğiniz zaman, bu durumdan kurtulmanın çeşitli yolları olabilir; bazıları şansla, bazıları mücadele ile. Ya da sizi rehin alan ve birazdan öldürecek bir soyguncunun bilinçaltına girmeyi, onun zihnini etkilemeyi başarabilirseniz, ölümden kurtulma şansınız vardır. Şu an tüm bunları yazarken, televizyondaki programda bir yılan bir fareyi yiyerek karnını doyurdu. Soyguncudan kaçmayı başaramayabilirsin, bazen biraz senin hünerine, bazen de şansın zamanlamasına kalmış bir şey. Karnını doyuramayabilirsin, uygun av karşına çıkmamıştır. Tüm bunlar bedenle, bedenlerimizle ilgili olan şeyler. Yarın sabah uyanamaz ya da soğukta ısınacak bir yer bulamazsam, can sıkıntısı çekmem, çünkü canım gerçekten sıkılıyordur!

    Tolstoy cismanî olanla, Dostoyevski ruhanî olanla ilgilenmiş. Hiçbirine bulaşacak ve aptalca bir senteze kalkışacak değilim. İki koca Rus edebiyatçısını böylesi bir denemede dosya konusu haline getirmeyeceğim. Ama bana kalırsa, ruhanî olan yanımızla sohbet edebilmek, önce cismanî olan kısmımızın ayırdına vararak gerçekleştirilebilir. 

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...