28.11.2016

Keskin Virajlar Gecesi

Düşüncelerim mi bana oyun oynuyor, ben mi savaş açıp duruyorum onlara? Zihnimin yaşadığı kaygılar, takıntı yaptığı şeyler, düşündükleri... Daha ileride olabilirdim oysa.

Ne neyin acısını çektiğimden haberdarım
Ne de neyi, kimi beklediğimden
Her sefer soyunuyorum çağrısına tutkunun
Her sefer kalıyorum üşüdüğümle, hastalandığımla

Cebimde beş kuruşla kalakalsaydım başka dert, şimdiyse başka sorular giriyor kapımdan içeri. Düşünüyorum da; belki bazı sanatsal başarılar, onları başaranların cepleri dolu olduğu içindi. Bazı acılarsa sanki, doldurulması gereken cepler aradığından, dolu olanlara hiç bulaşmadı. 
Bu dünya; zihninle kalbin arasındaki oyuna verdiğin yanıttır. Ve nasıl yanıt verdiğin. 
Evet; bu dünya tam da budur. Gelgelelim, ben şaşkın, hiçbir oyunu güzel oynayamadım. Hiçbir soruya doğru yanıt vermedim. Yaşamım bunu gösterirdi aksi takdirde. 
Ah! Bir şey keşfedilmekle keşfedilmiş, fark edilmekle fark edilmiş olmuyor, bu yeterli değil. Asıl pencere, bu keşfedileni sürdürebildiğinde açılacaktır. Oysa ben, bir bedeni ayakta tutabilecek hiçbir iskelete sahip değilim. 
İlk, bilemeden ikinci rüzgarda yok oluyor bildiğim her şey. Ya kendimden çok şey bekliyorum ya da kendimden bir şey bekliyorum.

Ne peki? Bu çok salakça değil mi? Dünyanın düzeninin etkilerini göz ardı ederek eleştirmek neye yarar? Büyük düşünürün, büyük olmak için vakti vardı. Ve o, bu vaktin değerini bilip çalıştı, uyumadı, yürüdü, düşündü...
Diğer büyük düşünürün vakitten çok derdi, tasası vardı. Ve analitik düzlemlerden uzakta, kalıcı olmaya çalışma tehlikesinden uzaktaydı. Sadece yazdı. Bugün saygın gördüğümüz birçok dünya klasiğinin yazarları aslında ne de sefil hayatlar yaşadılar... Hatta saygısız... Ve onların eminden bîhaber ''aydınların'', onlara atfettikleri, zoraki bir ''saygınlık'', o ''aydınların'' meseleyi hiç de kavramamış, hissetmemiş olduklarını gösteriyor. Sanat, çıkmaza düşenlerin işidir. Sanatla geçen, geçebilen bir hayat, sanat olamaz...


4.11.2016

İntiharı Anlamak

Şimdi insanların nasıl umutsuzluğa düştüklerini anlıyorum. Mağlup düşünceleriyle saatler, günler, aylar geçiren ve kendine bu çıkmazını ifade edebileceği kişisel yahut toplumsal hiçbir mecra bulamayan, beyni uyanmaya başladığı andan itibaren çözümler bulmayı deneyip her seferinde başarısız olan ve değerlerini sırtına giyecek koşulları yaratamayan bir insan, nasıl düşmez umutsuzluğun kollarına? 
Onu bu kısır döngüden çıkarabilecek hiçbir idareci, hiçbir söylem, hiçbir el bulamaz ve kendi kendine kalırsa nasıl yeşertebilir toprağını?
İnanması için hiçbir ışığın verilmediği, tutunması için eğlenceli hayallerin onu mahrum bıraktığı bir yaşantıda bireyi hangi salıncaklar uçurabilir gökyüzüne?
Sonunda anlıyorum; Zweig'ın neden intihar ettiğini, Kafka'nın dostuna -Max Brod'a- neden yazılarını yakma isteğinde bulunduğunu, Yavuz Çetin'in neden Boğaziçi Köprüsü'nden atladığını, şimdi bunların hepsini yaşamış ve yapmışcasına anlıyorum!
Çünkü Zweig'a Hitler'den, Kafka'ya dehşetten, Çetin'e sistemin iğrençliğinden başka bir şey gösterilmedi!
Ve tüm bu kıymetli insanlar hayatlarına son verirlerken, aslında tüm çağdaşları da hem oradaydılar, hem de orada değildiler: Sebep olmak bağlamında oradaydılar, hiçbir şeyden haberdar olmamak anlamında çok uzaktaydılar.
Yaşamak konusunda şahsen Nâzım'ın umut dolu dizelerinden yana olsam da, o karanlık hikayeleri, şimdi anlıyorum!

Albert Camus/ Sanatçı ve Çağı

Albert Camus nün Upsala Üniversitesi'ndeki 1957 tarihli nutkunu içeren bu elli dört sayfalık kitap yazarın dünya ve sanat görüşlerini, kendi çağının sorunlarını kapsamakla kalmıyor. Bu çok problemli ülkenin, hatta dünyanın insanlarına her devirde okunacak cümleler içeriyor. Meraklısına kitaptan alıntılar:
"...Çağdaşları ile bir karşılıklı konuşma, anlaşma mümkün değilse, çağdaşları, kör ve sağırsalar, sanatçı konuşmasını gelecek kuşaklara yapacaktır; konuşacağı kişilerin sayısı daha çok olacaktır o zaman."
"...Bizi birbirimize bağlayan, deniz, yağmurlar, ihtiyaç, istek, ölüme karşı savaş gibi konulardır. Biz, birlikte gördüklerimiz, birlikte ıstırap çektiklerimizle birbirimize benzeriz."
"...Düşük devrimlerin birbirine karıştığı, tanrıların öldüğü, ideolojilerin tükendiği ve günümüzde değersiz iktidarların her şeyi yıkıp inandırmayı bilmediği; zekanın, kin ve baskının uşaklığını yapacak kadar alçaldığı bir tarihin mirasçısı olan bu kuşak, kendi içinde ve çevresinde, salt kendi yokluklarından başlayarak, yavaş yavaş, yaşamanın ve ölmenin vakarını yapanları yeniden kurmak zorunluğunda kalmıştır."
"...Gerçek esrarengizdir, kaypaktır ve her zaman yeniden kuşatılmak ister. Özgürlük tehlikelidir; ne kadar heyecan verici ise, birlikte yaşamak o kadar güçtür. Bu iki amaca doğru, bu değin uzun bir yolda, yetersizliklerimizi önceden bilerek, güçlükle, fakat kararlı olarak yürümeliyiz."

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...