15.12.2016

Dış Etkilere Açıksan Yalanlaşmaya da Açıksın

...
    Eylemin kendimizin dışındaki bir bilgiden, kişiden kaynaklanması hastalığı. Buna hastalık dememin iki temel sebebi var: Birincisi, karar alma süreçlerimizi hızlandıran şey, kendi irademiz değil de dışarıdan gelen bir bilgiyse eğer, bu adeta koşullanmış, ‘’o bilgiye, kişiye inat’’ bir durumdur. Böyle bir tavır da, hiçbir zaman kendi öz benliğimizden gelmediği için riyakâr olacaktır. İkinci sebepse; bugün bu tavrın adeta bir virüs gibi tüm insanlığa yayılır hale gelmesidir. Bir şey çok hızlı bir şekilde yayılıyorsa o ancak bir mikrop olabilir, çünkü faydalı ve doğru olan şey emek isteyeceğinden, asla hızlı bir şekilde yayılamaz. 

    Peki günümüzde bu hastalığın örneklerini nerelerde, hangi rollerdeki insanlarda görmekteyiz? Bu liste uzar gider ancak, listenin başında kuşkusuz politikacılar vardır. Ağırlıklı olarak medyada boy gösteren ve her şeyi yalnızca ülkesi ve milleti adına yaptığını iddia eden politikacının o güçlü, heybetli duruşunun ardında her zaman iktidarını kaybetmeye yönelik de bir korkusu vardır. Çünkü iktidarlar, siyaset ve ülke yönetimi ile sınırlandırmayalım, insanı idare etmekle ‘’yükümlü’’ kişiler –müdür, bir kanal patronu vs.-, kendilerine karşı çıkacak seslere ne kadar baskı uyguluyorlarsa, aslında o kadar korkuyorlardır. Bu korku, mesela kendisine muhalif olan partilere karşı bazen söylem bazen de eylem olarak bastırılmaya çalışılır. Dolayısıyla, yalnızca gücünü elinde tutmaya devam etmek isteyen politikacının çoğu fikir ve görüşleri ‘’muhalife muhalif’’ olma yolunda ilerler. Peki bu şartlanmışlıkla, bu ‘’başkasından kaynaklanmak’’la hareket eden birey, eylemlerinde ve görüşlerinde ne kadar sahici olabilir? Düşüncelerini, kendisini yıpratacağını düşündüğü diğer insan ya da topluluklara göre oluşturan, değiştiren, dönüştüren kimse artık her rüzgâra yelken açan bir gemiden ibaret olmaz mı? 

    Nietzsche, Ecce Homo’da ‘’…başkasından kaynaklanmak olumsuzluktur.’’ der. Çünkü bu süreçte insan artık kendisi değil kendi gücüne tehdit olarak gördüğü girişimlere bir savunma mekanizmasından ibarettir. Ve savunma mekanizmaları, ki bunu kendiniz de günlük hayatınızdaki hararetli tartışmalarınızda gözlemleyebilirsiniz, çoğu kez karşı tarafın sizi alt etmesini önlemek amacıyla çalıştırılan bir makinedir. Ve bu makine çalışmaya başladığı anda, artık analitik düşünce yerini duygusal reflekslere, taviz vermediğiniz düşüncelerinizi dahi tartışmada galip gelmek için değiştirmeye zorlar. Şimdi bu bölümün en önemli oyuncularının neden politikacılar olduğu daha da belirginleşmiş durumda: Bizim günlük hayatımızda zaman zaman yaptığımız bu üçkâğıdı, onlar her an, her saniye, her gün yapmaktadırlar. Ve evlerine dönüp de kendilerini sorgulamaya vakit bulamayacakları kadar çok ‘’düşman’’ edindikleri için, onlar biz sıradan insanlar gibi vicdan mahkemesine pek sık uğramazlar. 

    Bölümümüze eklemekle iyi edeceğimi düşündüğüm bir diğer oyuncu ikili ilişkiler içinde bocalayan kişidir. Basitçe anlatma yoluna gidersek; sancılı ve biraz da hayal kırıklığına uğrayarak ayrılık yaşamış genç bir insanı ele alalım: Yaşadığı –geçici ama geçmedikçe kalıcı olduğunu düşündüğü- kederin sebebi olan insana karşı duyulan öfke, kederli arkadaşımızı ne yapmaya itecektir? Yaygın örneklerden yola çıkmayı tercih edersek; kederini savuşturmaya, o kedere karşı gerçek olmayan bir atağa kalkmaya çalışacaktır. İlgilendiği tek şey, yaşadığı ve tarifinin imkânsız olduğunu zannettiği o kederden kaçmak, o kedere karşı gözünü başka yerlere çevirmek olacaktır. Demek ki kahramanımız kederi göğüslemek ve onu çözümleyip yoluna devam etmekten çok o kederle baş etmek için ondan kaçmak gerektiğiyle ilgilenecektir. Peki, tıpkı kendisine muhalif olan seslere sırf gücünü sürdürmek için savaş açan politikacı gibi, bu kahramanımız da acaba aynı hatayı mı işliyor? Acaba gerek ona nasıl davranması gerektiğini ‘’öğreten’’ medyatik unsurların, gerekse kendi öfkesi ve kederinin üstesinden gelmesi için, kahramanımızın kendinden başka kaynaklara yönelmesi midir doğru olan? Yoksa dışarıdan gelen bunca sağlıksız, yüzeysel ‘’bilgi’’ye kendini kapaması ve her şeyi kendi kendine keşfetmesi mi? 

    Bugün toplumumuzun her kesiminde çeşitli şekil ve örneklerle gördüğümüz bu ‘’dış etki’’nin sebebi nedir? İnsanlar neden kendileri olarak davrandıkları bir iletişim kötüye gittiğinde, onun üstesinden gelmek için yine kendileri gibi davranmıyorlar? Sanırım cevabı basit olmamakla birlikte pek zor da sayılmaz: İçinde bulundukları o kötü, kendi yaşantılarını karanlığa sürükleyeceğini düşündükleri halden bir an önce kurtulmak için, ‘’dışarının’’ reçetesini ‘’içerinin’’ reçetesinden daha çabuk elde edebileceklerini düşünüyorlar. Sonuçsa çok açık: Çözüm yerine kaçışın, gerçek olan orta hız yerine gerçek gibi görünen süratin kirli ellerinden ağrı kesiciler edinmeye çalışmak.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...