4.11.2016

İntiharı Anlamak

Şimdi insanların nasıl umutsuzluğa düştüklerini anlıyorum. Mağlup düşünceleriyle saatler, günler, aylar geçiren ve kendine bu çıkmazını ifade edebileceği kişisel yahut toplumsal hiçbir mecra bulamayan, beyni uyanmaya başladığı andan itibaren çözümler bulmayı deneyip her seferinde başarısız olan ve değerlerini sırtına giyecek koşulları yaratamayan bir insan, nasıl düşmez umutsuzluğun kollarına? 
Onu bu kısır döngüden çıkarabilecek hiçbir idareci, hiçbir söylem, hiçbir el bulamaz ve kendi kendine kalırsa nasıl yeşertebilir toprağını?
İnanması için hiçbir ışığın verilmediği, tutunması için eğlenceli hayallerin onu mahrum bıraktığı bir yaşantıda bireyi hangi salıncaklar uçurabilir gökyüzüne?
Sonunda anlıyorum; Zweig'ın neden intihar ettiğini, Kafka'nın dostuna -Max Brod'a- neden yazılarını yakma isteğinde bulunduğunu, Yavuz Çetin'in neden Boğaziçi Köprüsü'nden atladığını, şimdi bunların hepsini yaşamış ve yapmışcasına anlıyorum!
Çünkü Zweig'a Hitler'den, Kafka'ya dehşetten, Çetin'e sistemin iğrençliğinden başka bir şey gösterilmedi!
Ve tüm bu kıymetli insanlar hayatlarına son verirlerken, aslında tüm çağdaşları da hem oradaydılar, hem de orada değildiler: Sebep olmak bağlamında oradaydılar, hiçbir şeyden haberdar olmamak anlamında çok uzaktaydılar.
Yaşamak konusunda şahsen Nâzım'ın umut dolu dizelerinden yana olsam da, o karanlık hikayeleri, şimdi anlıyorum!

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...