5.08.2016

Ne Diyorum Ben?

    İnsanın acısı, onu aynı zamanda tedirgin ve iradeli bir umuda doğru da götürüyor. En azından beni. Putların yıkımına ve çağın değerlerine olan soylu saygısızlığım, yolumda yürürken bana ışık tutar. Öyle ki o meşalenin söndüğünü hiç görmediğim gibi, günden güne taşıdığım düşünce ve iradenin ağırlığı, onun ateşini daha da büyütüyor.
    Bu bağlamda ben, bir aptala dönüşmedikçe –ki yeryüzünde en büyük günah aptallaşmaktır- her hal ve şartta uysallıktan ve o sahtekar efendilikten uzakta olacağım. Çağın kıymetli şeylerine karşı hissettiğim tek şey; kocaman bir ‘’siktir oradan!’’
    Beni bu reddiyeden ne insanı evcilleştiren ve gerçeklerinden koparan ikili ilişkiler çevirebilir, ne de bir çocuğumun olması ileride. Aksine –şayet bir çocuğum olursa- klişelere ve putlara karşı tekrar, sıfırdan başlayarak karşı çıkmam ve onlara tekrar itikat etmemem gerekir. Ama tüm bu anlatının aykırılığı, beni şu ‘’evcilliği’’ denemekten alıkoyamaz: Ailemle yıllar yılı sürüp giden kaosu ve duygusal savurganlığı düzeltmeye çalışmak. Birçoklarına göre ailem gerek sağlıkları, gerek geçimleri açısından, aslında bu denli üzerinde durulacak kadar kötü yaşamıyorlar. Ama birçokları da benim hissettiğim bir ‘’aile ödevi’’ni benliklerinde taşımıyorlar. Ne saldırganım, ne uysal. Çünkü her ikisi de bir dış etkiden kaynaklanır. Yani ‘’ben’’in ‘’ben’’den bağımsız bir eylemidir tüm bunlar. Hayır, bir şeyin tesiri üzerine bende olmayan ve yani bir süre sonra yok olacak bir eylemin ikiyüzlülüğü benden uzakta oynasın!

    Ben, parmağı yanan muma değince elini çeken bir eylemi kabul etmiyorum! Ben bir mumum; yanan, sönen, yanan, sönen…


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...