1.08.2016

K24'teki ''Pokemonizm'' Başlıklı Yazıdan Bir Alıntı

    19 haziran 2015 târihinde vefat etmiş olan Amerikalı yazar James Salter'in 1999 yılında kaleme aldığı "Bir zamanlar, Edebiyat. Peki ya Şimdi?"* başlığıyla türkçeleştirebileceğimiz bir makalesi mevcut.

    İlk paragrafında yaşamdaki en büyük vazîfenin dili öğrenmek olduğu mesajı aktarılıyor. Herhangi bir dil bilmeden varoluşun güzellikleriyle kederlerinin ifâde edilmesinin imkânsız olduğundan bahsediliyor. Sonrasında dilin bizi hayvanlardan ayıran özgünlüğü ve belli bir yaşam derinliğiyle becerikli dil kullanımı arasındaki ilişkiye değiniliyor. Konuşulan dil, yazılan dil ayrımı, okuma yazma bilmenin kitaplıklara açtığı kapı ve dil ile kurulmuş kültürel birikimin uçsuz bucaksız arazilerinden dem vuruluyor. Yazının kalbinde ise iyi eğitilmiş olmanın iyi okumuş olmakla eş tutulduğu bir dönemin geride kalışı var. Yazar edebiyatı aracılığıyla gençliğindeki edebiyat merkezli dünyanın kayboluşuna dair sübjektif bir kayıt yaratıyor.
    1925 yılında hayata başlayan bir yazarın şaşkınlığıyla, 2016 yılında internetin içine doğan bebeklerin dijital vatandaşlığı arasındaki derin mesâfe bize yeni şeyler söylemekte. Beşeriyetin temel bilgi aktarım birimleri kitaplar, dergiler ve gazetelerden filmler, video oyunları ve capslere evrilmiş durumda. Yazının adım adım geride bırakıldığı bir gerçekliğe ilerliyoruz. Yeni milenyumla birlikte dünyaya gelenlerin edebiyat ile ilşkisi ikincil bir ilişki, evet edebiyatı sevip tâkip ediyor olabilirler ama, bunu esas iletişim unsuru internet olan bir ortamda yapıyorlar. Bâğzı ihtiyarların kapısını hiç çalmayan internet genç nesillerin arasındaki belirleyici bilgilenme ve iletişme kaynağı. Daha da önemlisi, bilgiyi yazılı kaynaktan almak yerine videolardan izlemeyi tercih ediyorlar. Kurgusal gerçeklikleri öykü ve romanlarda değil, dizilerde, sanal gerçeklikte buluyorlar. Yazılı dilin öneminin yittiği böylesi bir dünyanın gençleri yeni bir dünya yaratmakla meşguller. Eski kuşaklar ise hala edebiyattan, klasikleri okumaktan ve iyi yetişmiş olmanın ölçüsünün dil özeni olduğundan bahsediyorlar. 140 karakterle yâdedilen edebiyat zenginliği, komikli fotoların tepkiselliğinde yavaş yavaş gözden kayboluyor. Masa başında kalın kitaplarla dünyanın işleyişini çözmeye çabaladığımız saatler zamanın sonsuz kollarında zâyi olmuşlar, cilt cilt romanlarla heyecanlandığımız hülyâlı devirlerimiz sona ermiş, dilimizi ince ince doğramışız, kütüphâneler yosun tutmakta, sıcak yataklarımızda tabletlerimizn ışığında internet ansiklopedilerinin hazır cevaplarıyla başbaşayız. Daha hafif ve daha dertsiz bir dünyaya doğmuşuz farketmeden, kıyıdan açılmışız. İnternet vatanımız olmuş, dilin zarâfetine minik bir bûse kondurup, ilk aşkımızı uğurlar gibi uğurlamışız onu. Elvedâ edebiyat, elvedâ kültür, kendine iyi bak.


    Kelimeler teker teker silindikçe sözlüklerden, yazılı ifâdenin estetize edilmesinden vazgeçtikçe insanlar, anlama ve anlatma çabası yankıların yankılarında kayboldukça, gezegen kimsesizleşecek. Kalabalıklar kalabalıklarında boğulacaklar. Pokemonlar koşuştururken mahallelerde son bir kaç kitabın son bir kaç satırı da sosyal medya sloganlarına dönüştürülerek öldürülecek. O sırada terör yükselecek, ölüm, kan ve nefret. Aynı anda olacak tüm bunlar, en korkunç katliamlar biz en renkli pokemonları yakalamaya çalışırken gerçekleşecek. Ama hepsi tesâdüf bunların, sadece bir rastlantı. Cervantes, Goethe, Dostoyevski, Laxness ya da Mişima görsellerinin dalgalandığı dev bir okyanus internet, doğum yıl dönümlerinden ölüm yıl dönümlerine geçmişin ülkülerini selamladığımız. Kitaplar bilgisayarlarda bugün, pokemonlar ise dış dünyada.


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...