5.07.2016

Mızmızlar ve Orman

    Mıymıntıların arasındayım, hayatı arıyorum. Bedenimin sert bir kayaya terk edildiği, ama ruhumun asla emekli olmadığı bir ormandayım.

    Geldim ve gördüm ki; yaban gülleri uykuda. Toprak, uzun süredir neşelenmemiş. Yağmur bile yıllardır yağmamış buraya. En büyük, kökleri en derin çınarlar bile yerin altı ile gökyüzü arasında dallarını yeşertmeyeli seneler olmuş. Oysa bu muydu onlardan beklenen/ beklediğim?

    Geldim ve gördüm ki; burada, bu, oksijen kaybına uğramış ormanda her gün aynı geçiyor. Hiçbir çiçek açmıyor burada. Hiçbir manzaraya merakı yok kimsenin. Hem de öyle bir açmıyor ki, artık bunun ne anlama geldiği unutulmuş. 
   Mıymıntıdır bu çiçekler! Mıymıntı, ihtiyar ruhlu ve kalkıp güneşe bile bakmayı bilmiyorlar. Gerçekte bu muydu onların yapabilecekleri? 
      Bıktım, bir sigara dumanının altında sıkılmakta ustalaşanlardan!
Bıktım, yeri deldi bıkkınlığım. Ama bilmezler. Çünkü güneşe bakan çiçekler, en gerçek bıkkınlıklarını belli etmezler. 

    Bakın; ne benim ne de sizin için bundan başka bir orman var. İcat edilmedi, edilmemiş. 
Yazgımız, bir yandan yazgımızı aşmak olmalı. Yazgımız, bizim mutsuzluğumuz. Ama işte bu neden olabilir mutluluğa ancak! 
Yazgımız, yazgımızla mücadele etmek olmalı. Mutsuz olduğumuz için mutlu olabiliriz sadece. Onu mağlup etmek adına serçeler yollamakla yeryüzüne: Ölümden ve pasiflikten arınmış serçeler yollayarak. Ve her bir serçenin ayağına bağladığımız veya kanadına yazdığımız bir mesaj: Yenmek yazgıyı. Rengini kazanmak hayatın. 
Hayal edersen her şey olur yazıyorum şimdi ben serçelerimden birine. Onu kanadına yazıyorum serçemin. Uçuruyorum, uçmasını biliyor. Ne mutlu! Sizi hem seviyorum, hem de sizden nefret ediyorum!

    Mıymıntıların arasında, ormanı arıyorum! 

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...