10.05.2016

''O Anda Ne Geliyorsa'' Yazısı

    On gündür yazmıyormuşum, son yazım Nisan'ın otuzunda yayımlanmış. Bu benim için fazla bir zaman, hatta yazmadığım şu son dört, beş gündür kendimi bundan sorumlu hissettim ve hatta yazmadığım için kendime tembel gibi yakıştırmalarda bulundum. Ama itiraf edeyim ki sevgili kimsen, bu sadece okuyucuyu kaybetmemek için hissedilen bir şey, yani demem o ki okuyucu gitmesin diye yazdığım hiç olmadı ama, yazmadıkça buradaki kitlenin azalacağını düşünüp bunu kendime dert edindiğim oldu. Yani ey kimsen, galiba seni biraz kullanıyorum... Buranın yazmak ve sesimi duyurmak için iyi bir alan olduğu düşüncesi, buraya yoğunlaşmazsam ileride pişman olacağımı düşündürtüyor... Hadi bu dürüstlüğün hatrına, geçen şu on günü unutup başlayalım...

    Son görüşmemizden bu yana hayatında pek bir şey değişmedi biliyorum. Ama ben sana Nasılsın? demeden edemeyeceğim. Bu öyle bir soru ki; ''Nasıl bir ev?'' sorusuna verdiğimiz kırmızı renkli bir ev cevabı gibi, sorunun sorulduğu kişiden bir vasıflı cevap bekler: Nasılsın? Verilecek yüzlerce, hatta milyonlarca cevap var; his, iletişim, kültür ve diline göre milyonlarca cevap verebilirsin: İyiyim, kötüyüm, hastayım, sağlığım yerinde, özlüyorum, kavuştum, bok gibi hissediyorum, müthiş hissediyorum...

(Arkadaşımın telefonda yüksek sesle konuşmasının getirdiği odaklanamama problemi bittiğinde devam edeceğim... Ah! Tam da bunu yazdığımda telefonu kapattı. Ama durun, bir sigara içip geleceğim.)

    Geldim. Ne önemi varsa... Gölgelerin altında yaşıyorum, belki de uzun zamandır. Belki hepimiz biraz gölgeler ülkesiyiz; politikanın gölgesi altında kendi hikayemizi yazmaya çalışıyor, bir şehirde bir bomba patlayınca tamamen karanlığa gömülüyoruz. Bu öyle bir gölge ki, aşırı güneşten biraz geri durmak adına bir ağacın altına oturmaya ya da bir şapka takmaya benzemiyor. Dört duvar arasına sıkışmış bir bedenin karşısına dikiliyor gölge. Biz biraz kendimiz, biraz da gölgelerin bize hükmettiği kişileriz. Toplumun, ''arkamdan ne derler''in gölgesi altında bir ışık buluyor ve o ışığa vücudun en ihtiyaç duyduğu sıvı gibi sarılıyor, ışığı içiyoruz. Kimse bizi anlamadı, kimse bizi anlamayacak. Aynı kederin altında aynı şarkıları dinleyip tam olarak ne olduğunu dahi bilmediğim bir özlemin peşinde sıkılıyor, seviniyor, uyuyor ve uyanıyoruz. 

Nasılsın? Görünen o ki buraya gelip beni her okuyuşunda karmaşıklaşıyorsun. Öyle ya; karmaşık bir adam sana kendi karmaşıklığından gayrı ne verebilir? Nasılsın? Nasıl? Ne asıl? Ne?..
Hadi bir mum yak göğsünden çıkarıp ve onun ömrün boyunca sönmemesini bekle. Bu eğer mümkünse bana haber ve bu mumu yazıya dök. Hadi mumu elinden tutup parklarda, bahçelerde, gün ışığında ve gece yarısında dolaştır... Bakalım ne diyecek sana? Ne itiraf edecek? Bıktığını ama hala mumlara inandığını konuşacaktır gizlice. Çünkü ben aptalım, siz de aptalsınız. Kimseye ait olmadan, kimsenin de beklediği kişi olmadan, yani demem o ki günlük hayatın özgürlüğü içinde ve birilerinin beklentilerine göre kendini değiştirmeyen o mumu buldum ben. Uzun ve zahmetli bir arayışın sonucuydu bu. Hatta hala uzun ve zahmetlidir zira, insanlar kendilerine benzemediğinizi gördüklerinde sevginizin de yok olduğunu düşünür durur. Belki de Atay kendine bir Olric bularak en doğrusunu yaptı. Şunu demeliyim ki ah! Hiçbir cümle belirmiyor kafamda şu anda! İçkili ve ne söyleyeceğini bilmeyen ama o ana en uyacak kelimeleri doğal akış içerisinde söyleyebilen birinin yüreği gibi çarpıyor kalbim, tam şu an. 

    Hadi çok konuşulan konularda hiç konuşmamayı ve kendinize bir gerçek bulmayı deneyin sessizce. Mümkün mü? Hadi insan ayrımının bu kadar yapıldığı ama insan ayrımının yapılmadığını bu kadar söyleyen bir evren içerisinde, kimselere car car ötmeden kendinize bir sevgi bulun ve besleyin onu. Sosyal medyaya itiraf edilmeyecek bir gerçeklik bulun kendinize hadi. Mümkün mü? Mümkünse ben orada olacağım; gözyaşlarım özlemimdendir. Çünkü doğanın içinde gittikçe nesli tükenen bir hayvan gibiyiz, bizim de neslimizin bir parçası -en önemli parçası- yok oluyor. O parça kutup ayılarını etkileyen somut koşullar gibi değil, o parça saf hayatla aramıza giren tüm kavramların yakıp yıktığı parça, parçamız.

    Hadi şimdi terk et burayı. İş ve güç var, ben düşünebilme lüksüne sahip biriyim de ondan gevezelik yapıyorum. Ama mesela babam şu an çalışıyor ve bana ileride tekrar para gönderecek. Yani en direkt mantıkla konuşacak olursam; blogum olmasını belki biraz da ona borçluyumdur. Hiçbir plan yapmadan yazdığım bu yazı sona ermekte. Sana iyi gün falan dilemiyorum. İyi günü sen kendine dile. Hadi şimdi git...


3 yorum:

Söz Sanatı dedi ki...

10 gün kadar yazmayınca ben de kime olduğunu tam olarak bilmesem de kendimi sorumlu hissediyorum. Sanırım bu biz eli kalem tutan, yazma sevdasında olanların ortak özelliği. Gerisine gelince evet kafamı karıştırıyor senin yazdıklarını okumak; ama iyi de geliyor. Kendi kafa karışıklıklarımdan daha düzgün karışıklıkların var senin :) Okumak keyifli oluyor.

Mert dedi ki...

Yorumlarınızı okumak faydalı ve eğlenceli oluyor her seferinde. Yine teşekkür ederim :)

Bob Willams dedi ki...

hızlı ve rahat bir kredi faturaları ödemek için ve yeni bir iş kurmak ya da% 3'lük bir ucuz faiz oranından Projelerinizi yeniden finanse etmek için de geçerlidir. Daha fazla bilgi için co.operateloanservice@gmail.com: aracılığıyla bize bugün etmeyin. (+ 1-617-934-1393)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...