26.05.2016

Blog Arkadaşlarıma

    İyi akşamlar. Yazı kayıtlarına bakıyorum da; Mayıs, blog açısından pek verimli geçmemiş. Oysa dışarıdaki hayatta iyisiyle kötüsüyle başıma gelen nice şey... Ama geçen şu birkaç hafta için ne düşündüğümü sorsanız, pek bir şey hatırlamıyorum. Gelin geçen on on beş gün için sürüklenme dönemi diyelim. 
    Blog adresimin twitter hesabında şöyle yazıyor: Anda yaşayan blog. Az önce duş yapmaya hazırlanırken tekrar düşündüm, tekrar düşündüm çünkü odama döndüğüm an ilk iş bloga yazı yazmaya koyulacaktım. Kim olduğunu hiçbir zaman bilmedim, kim olduğumu belki asla bilemeyeceksin ama, sana yazmayı özlemişim. Şunu düşünmüştüm; o titiz, ardına onlarca verimli çalışma bırakan insanlarla benim aramda eksik olan neydi? Daha mı az içiyorlardı? Daha mı disiplinliydiler? Bir şeye benden daha mı çok inanıyorlardı ve o şeyle gün geçtikçe aralarındaki bağ, iletişim, tecrübe daha da mı artıyordu? Gelin size bir şey fısıldayayım: 

    Hiçbir zaman sıradan hissetmedim ama, zihnime verdiğim ödevler kalabalığın içerisinde her daim toz olup uçtu. Ama daha kötüsü, ben de buna dur demedim. Şimdi döndüm yine kürkçü dükkanıma; geceye, meraka, tutkuya, müziğe ve daha adlandıramadığım ne varsa onlara. 
Neden ''anda yaşayan blog'' yazdığımdan bahsedecektim: Çünkü bir kitap, gezi yazısı olmadığı müddetçe burada yayımladığım yazıların hemen hepsi bilgisayarın başına geçtiğim anda çıkıyor. Bunu kendi kendinize konuşmaktan yola çıkarak rahatlıkla anlayabilirsiniz. Elbette hepiniz yalnız anlarınızda sesli olarak konuşuyorsunuz değil mi? Hadi ama... Sürüklendiğim birkaç haftadan sonra şimdi açtığım ilk şarkıyla beni uzaklara, bazı özgürlüklerin çağına götüren o hissi, bakıyorum da pek özlemişim. Öyle ki bir dağın başında yalnızca bu şarkıyı dinleyerek saatlerce vakit geçirebilirim, geçirmeliyim hatta! 

    Yakın zaman önce, şehir merkezinde bir sanat atölyesi açıldı. Atölye çalışanlarını tanıyan ortak arkadaşlarım vesilesi ile öğrendiğim bu atölyede, burayı daha hiç bilmeden kafamda kurduklarımı yapmaya niyetlenmiştim. Aklımda şiir, müzik geceleri elbette vardı, var. Ama ben, kurgusu hazır bir sahne performansı yerine, aklımızı başımızdan alan ve bizi kararsız bırakan şu hayatın tesiriyle, herkesin istediği gibi katılacağı bir faaliyet yürütmek istedim, istiyorum. Bu öyle bir toplanma alanı olsun ki söz sahibi yalnızca biz olalım topluca ve bu öyle bir toplanma alanı olsun ki söz sahibi yalnızca ''ben'' olsun. Polyanna misali her girişime ''güzel'' dememe şartıyla beraber -çünkü insan insanı geliştirmelidir de- isteyenin şiir okuyarak, isteyenin dinleyerek katılacağı bu etkinliği haftalar önce gerçekleştirdik. Final haftası ve sonrasında tatil dönemi nedeniyle araya aylarca girecek bir vakit olsa da, Eylül ayı, benim ve arkadaşlarım için bu konuda kolları sıvama ayı olacak. Tek ihtiyacım olan; anı yaşayıp gitmekle beraber, bana keyif ve düş veren bu tür işler adına planlı da olmak. İşte atölyeden birkaç fotoğraf:


    Saatler geçtikçe gelen kişi sayısının da arttığı bu toplantı, yaklaşık dört saat sürdü. Sonra etkinliğin sonuna kadar kalan arkadaşlarla hemen üst kattaki genç işi kıraathanede çaylarımızı yudumlayıp evlere dağıldık. Dürüst olmakta fayda var; şiir performanslarının en iyisinin benim performansım olduğunu düşünüyorum ama, benim gibi egoist bir adam için bile önemli olan bu olmadı. Orada önemli olan, ilk dakikalarda ''burada ne işim var?'' bakışına sahip insanların, saatler ilerledikçe ''ben de bir şiir okuyacağım'' demeleriydi. Çünkü televizyonu, televizyonda onlarca politikacıyı, patlamaları, eğitimde ve iş hayatlarımızda değişen düzenleri, ihtiyaçlarımıza gelen zammı, pahalılaşan sigaraları, pahalılaşan ev ve araba fiyatlarını, kötü inşaatları ve inşaat reklamlarını, reklamları, reklamları ve reklamları... yıllardır seyrediyoruz. Ve artık seyretmiyor, yalnızca tüm bunlar olup biterken orada bulunuyoruz. Çok can yakıcı bir gerçeklik değil mi? Hepimizin bildiği bu hadiseler günden güne bizi daha da sıkıştırıyorken orada yalnızca bir ağaç gibi durmak. Hatta belki artık ne kendimize ne de başkalarına verebileceğimiz bir oksijen olduğundan onu dahi yapamamak. Beni eğer bir vardiya işçisi okuyorsa küfretmelidir bana; çünkü gerçekliği ondan daha iyi bilemem. Ama tıpkı benimki gibi kafası karışık bir genç okuyorsa ona diyebilirim ki; yalnız değilsin, hiçbir zaman olmadın. Ama kabul edelim, kabahat biraz da bizim değil mi?

    Tutkularımızı gerçekleştirmeye yönelik teşvik ve destekleri hiçbir zaman bulamadık ama, biz de kendimizi kendi arkamıza geçip itmedik. Eğer bir ''el'' yoksa bile, biz de kalkıp bir aralık bulmaya çalışmadık. Oturduk yaşamın kıyısına ve geçen her dakikanın şu andan daha güzel olduğu yanıltıcı düşünce ile biraz geçmişte kaldık. Ama Orhan Veli şu satırları yazarken hiç de bizim gibi düşünmüyordu:

HÜRRİYETE DOĞRU

Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar, 
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;

Git gidebildiğin yere...  

    Şimdi ben konumu kapsayan bu sanat atölyesinde şöyle bir şey yapmayı planlıyorum, fikri sana da vermekten büyük memnuniyet duyarım. Olur ya; sesim birkaç deliye daha ulaşır da, onlar da birtakım delilikler yapmak isteyebilirler. Şöyle ki; sosyal medya adreslerine bakarsan, çoğu zaman insanlar can sıkıntılarını, yolunda gitmeyen işlerini, yapmak isteyip de yapamadıklarını anlatıyorlar. O zaman, ben diyorum ki sevgili kimsen, bir masa kuralım ve masanın çevresine de alanın bize izin verdiği kadar sandalye, yahut yerde de oturabiliriz, ne olacak? Tüm bu beklentilerimizi, hayallerimizin adreslerini orada birbirimize anlatalım. Mesela biri çıkıp desin ki ''ya ben radyo, sinema okuyorum ama kısa film çekecek birkaç arkadaşım bile yok!'' O zaman belki bir başka kısa film meraklısı arkadaş da çıkıp diyecek ki ''ben de aynı sıkıntıyı yaşıyorum.'' Ve böylece, belki bugüne kadar birbirinin asla farkında olmayan bu insanlar birbirlerini tanıyacaklar ve kafaları da uyuşursa kalkıp beraber bir üretim gerçekleştirecekler. En basit anlatımıyla aklımda şu anda yapmak istediğim şey budur. Elbette bu konu üzerine üzerine daha çok düşünülmüş, yazılmış çizilmiştir. Ama beri yandan, işin serseriliğine yahut ''acemi ruh''una ziyan gelmesin diye, biraz da serbest bırakılmıştır. 

    Hadi gideyim yavaş yavaş. Salı gününden itibaren sınavlarım başlıyor. Bittiği vakit yollara düşmeyi öyle çok istiyorum ki. Ama bunu yapabilmek için, o sıkıcı derslerin sıkıcı ve tekdüze sınavlarına girmeli, geri kalmamalıyım. Hoş kalasın...

3 yorum:

Söz Sanatı dedi ki...

Bence çok güzel bir fikir. Hoş, benim yapmak isteyip yapamadığımı anlatabileceğim hayallerim bile kalmadı; ama asıl sorun hayalleri gerçekleştirmek değil bunları dile getirecek cesarete bile sahip olamamak olduğu için bu fikir ön ayak olabilir meselenin çözümüne. Cümle devrildi biraz, kusura bakma :)

Kiraz Çiçeği dedi ki...

Daha once söyledim mi bilmem, ama takip ettiğim bloglar içerisinde kendime en yakın bularak okuduğum, okudukça daha yakın bulduğum yazıların sahibisin. Birinin gelip haydi kalk demesini beklediğim ve kendi kendime "boşuna bekliyorsun, kendin yapmayı başaramazsan hiçbir el kaldıramaz seni oturup kaldığın köşeden" dediğim şu günlerde ve dahası her seferinde "acaba Sabahattin Ali de, Sait Faik de böyle anlar yaşamış mıdır, yaşadılarsa nasıl aşmışlardır" diye kendimi yiyip bitirdiğim tam şuanda güzel denk geldi yazdıkların :)

Mert dedi ki...

Yorum yaparak beni duygulandırdınız. Ben nasıl en içten yazıyorsam siz de öyle yaklaştığınız için ikinize de teşekkür ediyorum. Ben hep burada olacağım, bazen can sıkıntısı bazen neşe ile. Burada ya da başka bir mecrada; bu ''düşlülerin'' büyümesini umuyor ve bunun için çabalıyorum. Kendinize iyi bakın, çünkü hayat kendinizsiniz. Hoş kalın.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...