31.03.2016

Yine Pat Diye

    Bugün sanat bağırıyor. Heyecan. Ama neden, nasıl? Haftalardır provasını yaptığım bir oyun sahnelenmeyecek, günlerdir üzerinde çalıştığımız dergimiz bugün yayımlanmıyor ya da bir atölye bulmuşum da orada bu akşam şiir okuma günü de gerçekleşmeyecek. Sanat bugün galiba, güneşli bir günün getirdiği en güzel ağaç manzarasında dikiliyor karşıma; sanat çağırıyor! Peki nedir sanat? Kendini yırtmak, kendini aşmak, kendinle kavga etmek ve bir farklılık getirmektir. İçimde taşan, uzanmak ve dokunmak isteyen bu büyük heyecanın ulaşacağı kimseler belki bugün de yoktur, belki bugün de herkes anne ve babasının gönderdiği paralarla bir rockstar gibi etrafta gezinecek, gözlüğünü takacak ve hissetmek için ihtiyacı olan müziği kulaklığından dinleyecek ve geceyi yine bu yanılsamalarla getirecektir, kim bilir? 
    Olsun, diyor içimden bir naif ses. Bu müşkül durum, bu yalnızlık çağı okuyacaklarından, seveceklerinden ve dinleyeceklerinden, yani aslında yaşayacaklarından seni alıkoymasın. Yıllardır kıyafete ve telefona para harcamıyorum, hep birilerinin ''eskileri'' geliyor. Bir pantolon ya da yeni marka bir telefona para vermenin ne demek olduğunu bilmiyorum, müthiş bir şey! Ama neyi biliyorum? Bir kuşun hayallerimin üzerinde etkisi olabileceğini, bir akorun bana çok güzel bir öykü için ilham verebileceğini ya da karşı masamda oturan ve Orhan Veli okuyan bir genç kızla gözlerimiz sayesinde an zamanda anlaşıp, birbirimize tebessüm edip sonra hayatlarımıza devam etmenin ne kadar da gerçek olduğunu biliyorum. Böylelerine rastladınız mı? Söze gerek olmayan, elinde taşıdığı bir kitap ya da dinlediği bir müzikten dolayı anlaşabildiğiniz ve gözlerinizde ''ne güzel şairdir o! Ben de severim'' manasına gelen bir bakış attığınız ve devamında onun da sizi anlayıp ''evet, çok güzel...'' şeklinde tebessüm ettiği kişilere? Kendiliğinden olan, kurgulanması mümkün olmayan bu şey, bana hayatla ilgili umut verici bir ışık yakıyor: ''O kadar yalnız değilsin!'' 
    Şimdi istemeye istemeye işe gidecek, akşama derslere girecek ve karanlık bir saatte eve döneceğim. Ama içimde bir yerlerde hala saf bir aptallık içerisinde bir adam, elinde bir romanla bir ağacın yanında dikilmiş konuşuyor benimle: O kadar sessiz konuşuyor ki, anlattığı şeyleri maddi dünyaya dökebilmek imkansız ama bu sessizlik o kadar gerçek ve güzel ki ne ben bırakabiliyorum o düşü, ne de o beni bırakabiliyor. Biz hayatın içinde, tabiatın bize elverdiği müddetçe dokunaklı hikayeler görmek isteyen ve bununla mutlu olabilen ve tüm bu bakış açısıyla 21. yüzyıl insanlarından ayrıldığımız bir yerde toplanıp sohbetler ediyoruz. Kelebeğinki kadar bir ömre belki de bir okyanus midyesinin ömrünü taşıyoruz, taşımak istiyoruz! İyi ki varoluş sancıları  varmış be! Yoksa ne görebilir ne hissedebilirdim.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...