31.03.2016

Terk Edip Durduğumuz Şu Tutku Üzerine

   (On altı, on yedi yaşında kendi parasını biriktirip gitarını alan tüm yetmişlik ''amcalar''ı düşünürken yazdım.)

    Belki de eksik olan tutku değil, tutkunun sürekliliğiydi. Belki hepimiz bir romana hararetle kaptırmışken kendimizi, kitabı kapayıp dünyaya döndüğümüzde daha iyi hissediyor ve sancılarımızın üstesinden nasıl geleceğimizi daha iyi görüyorduk. Belki bir şeylerle yirmi dört saatlik dilimde yeteri kadar uğraştıktan sonra tüm vakaların üstesinden -belki kabullenerek belki akışına bırakarak- gelebilecekmiş gibi hissediyorduk. Evet, tam olarak böyle hissediyorduk! Peki ya sonra? Ulaştığımız ama asla devamını getirmediğimiz o analitik duygu sonra nereye kayboluyordu? Tekrar başa mı sarıyorduk? Tekrar; alınacak bir sürü kararı düşünürken neticede kararsız kalıyor ve bu tercihsizlik içerisinde aklımıza gelen ilk tavra sarılıyor ve ondan bir çekirge misali çabucak öteki tavra mı geçiyorduk? Evet tam olarak bunu yapıyorduk! 
    Ah! Ne de kusursuz çıkıyorduk işin içinden, bir tutkuya tüm varlığımızı vermeye kalktığımızda! Üstelik öyle kolaydı ki bu; sana ne sorular soruyor, ne de beklentilere giriyordu. Hayır! Tutku sıcak ve dostaneydi. Seni köşeye sıkıştırmıyor, seni yakalamaya ya da inşa etmeye çalıştığın şeyi yıkmaya çalışmıyordu. Hayır, tutkunun ağzı öylesine açıktı ki, istediğimiz zaman öpebiliyorduk onu! Elleri öylesine uzanmıştı ki bir kütüphanenin rafına, ona bir adım bile geri çekilmeden dokunabiliyorduk. Öylesine korkusuz ve büyülüydü ki istediğimiz zaman istediğimiz yere götürebiliyorduk onu; bir vapur yolculuğuna, bir uykusuz geceye ya da yatağa... Evet, tutku bir seksti! Ve bunun için senden beklentileri yoktu, onu istediğin zaman ele geçirebilirdin! 
Ama nedense, ağzından çekiyorduk ağzımızı. Ellerini bırakıyorduk. Vapurdan denize atıyorduk onu, hem de can simidi dahi vermeden. Yatağımızın dışına doğru basıyorduk tekmeyi alnının tam ortasına! 
    Belki de, hayır artık kesin kez inanıyorum buna: eksik olan tutku değildi, eksik olan bizdik! Çünkü istediğimiz zaman içimize aldığımız ve istediğimiz zaman kapı dışarı ettiğimiz bir kavram, yani ziline her bastığımızda bize ''kim o?'' bile demeden düğmeye basan bu kavram, eksik olamazdı! Eksik olan bizim zile gitmeyen parmaklarımızdı! Eksik olan meraksız geceler, harekete geçmeyen zihin ve bedenin ta kendisiydi! 
    Sürekliliğine nasıl kavuşacağım anne? Onun sürekliliğine nasıl kavuşabilirim? Rüzgarı esen hiçbir şey basit bir yele geri dönmemeli anlıyor musun? Ama biliyorum, tüm bunların sorumlusu rüzgar değil. Tüm bunların sorumlusu biziz! 


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...