19.03.2016

İki Siyah Çizgi

Sevgili bloggerlar; yazacak bir şey bulursanız bana da haber verin. Kahve falan aldım elli kuruştu. İstanbul'a geleceğimi söylediğim herkes sabah arayıp gelmememi rica etti. Uzun süredir sebepsiz yere babam aklımda; ''bir şey olursa?'' düşünceleri eşliğinde. Bu ihtimal, kalabalık yerlerin riskli bölgeler olmasıyla daha da güçlendi, zira kendisi işe metrobüsle gidip gelmekte. Haberiniz olsun, şu an ne yazdığımın ve cümlelerin nereye gideceğinin farkında değilim, hatta sabah haberi öğrendiğimde yaptığım gibi, yazıp yazıp silebilirim belki. Başlık bile sebepsiz yere yazılmış vaziyette.
Demin gazoz vardı, içtim. Şimdi canım sigara çekti biliyor musun? Bekleyin, içip geleceğim.
...............................
Geldim. Böyle diyince ''Gelmiş Bulundum'' geldi aklıma Edip'in.
Bir arkadaşım sabah gittiği tiyatro oyununun hoş olmadığını söyleyince demin şunları söyledim ona: Hoş bir şey mi kaldı? Anlık eğlencelerle dünyadan kaçıyoruz hepsi o kadar.
Şey gibi geliyor ya; Dostoyevski'yi okusam ne olur okumasam ne olur? Felsefeymiş, Cern Deneyi'ymiş, edebiyatmış... Şu anda hissettiklerimin, hissedemediklerimin, kaçtığım ve karşısında durduğum şeylerin hangi birine, ne şekilde ve neden eşlik edecekmiş bunlar? Bu hissizleşmemin ne boyutta olduğunu ya da sahici olup olmadığını test etmek için bir saniye, şu an en sevdiğim ve yeri apayrı olan muharrir Nâzım Hikmet'i düşüneceğim...
Geldim: Yok dostlar, diğer kavram ve kişilere duyduğum ilgisizliğe rağmen ona hala aynı sevgi ve saygıyı hissettiğimi gözlemledim, sonra bu düşüncemin ne ile alakalı olduğunu kavramak açısından Yaşar Kemal'i, Gülten Akın'ı da düşündüm. Onlara olan sevgi ve saygım da devam ediyor, aynı topraklarda yaşadığımız için sanırım onlara yabancı hissetmiyorum. 

Gördüğünüz üzere, hislerimin gerçek olup olmadığının denetleyicisi de benim, hislerimin sahibi de. His demişken, hissizlik de bir his midir? Hadi oradan! Söz oyunu duygulardan büyük değildir. Ama bazı söz oyunları öyle iyidir ki ikna olursunuz. Buna dikkat edin: ifade edişteki ikna edici yandan etkilenince, sözün doğruluğu ya da gerçekliğini sorgulamayı unutabiliyor insan. Ben mi? Ben böyle şeyleri yemem. 
Bazı sorular değerini yitirdi; Nasılsınız? yazıp sildiğim için bu anlamı çıkardım. Peki neden sildim o soruyu? Yüzyıllardır dil, lehçe ve ağız farklarına göre herkesin dilinde olan, olmakta olan ve olacak olan o soruyu, şu anda milyonlarca insanın birbirine sorduğu, yazdığı ve şu an bunu yapan insanların çoğunun gerçekten hal hatırdan ötürü sormadığı bu soruyu, ben şimdi size, tanımadığım -aslında bir yandan da içten içe tanıdığım- size neden soramıyorum? Alacağım cevaptan korkmadığıma, alacağım cevaplar beni şaşırtmayacağına göre çekindiğim, geri durduğum şey nedir bunu yapmaktan?

Halbuki ne manalı bir sorudur bu: Nasılsınız? Varlık, eşya, kavram ya da insanın ne halde olduğunu, hangi niteliklere sahip olup, hangilerine olmadığını öğrenmemizi ve bazen de sahip olunamayan o nitelikler için çözüm arayışlarına girmemizi sağlayan bir soru: Nasılsınız? 

En iyisi bu yazıyı bitirip, hatta belki de yayımlamayıp dışarı çıkmak: dışarı çıkıp ayaklarımın beni götüreceği bir yere gitmek, orada oturup hiçbir şey yapmamak. Orada oturup ''öylece'' durmak; ne hissetmek zorundayım ne duymak... Ne bakmalıyım gelip geçene, ne otobüs saatini hesap etmeliyim... Hatta denizden bile bir şeyler beklememeli, çıkarmamalıyım. Aman yaa! Tüm bunların hepsi bir halta yaramayan gevezelik değil de nedir? Kendimi iyi ya da en azından bir şeyler yazabiliyor hissine doğru itmek değil de ne? Bunlar elbet doğru değil; bunlara yürekten inanmıyorum, bunları tamamen hissetmek demek hayatı bırakmak anlamına gelirdi; öyle de olabilirdi ama ben öyle düşünmüyorum. 

Anlıyor musunuz ne tarz bir delinin blog adresindesiniz şu an? 
Düşüncelerimi yazıya aktarıyor, en sonunda sinirlenip lüzumsuz hissediyor, daha sonra tüm bu yazdıklarımın başını tekrar okşuyorum. Hayat bir köprüymüş meğerse; değişik pencerelerin olduğu köprülerden meydana geliyormuş hayat. Sıkıldım yahu...


2 yorum:

Söz Sanatı dedi ki...

Hepimizin deliliğe aşırı yakın olduğu bir süreç... Hatta belki delirdik bilemiyorum. Rabbim hepimizin yardımcısı olsun, uyuyanlar uyansın artık. Ülkeyi kendi elleriyle ateşe atanlar ayılsın, düzlüğe çıkalım...

Mert dedi ki...

Bilmiyorum, bir aydınlanma yaşayacağız belki.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...