12.03.2016

Yürümüşüm, Motosikletli Teyze

Hayat işte. İyi ki sigara var.
Heyecanın gevezeliğinden hassasiyetin suskunluğuna. Ne geçiş ama! Tüm ömür sürmeyeceğini bildiğim halde hem de. Olsun, ömür bile tüm ömür sürmüyor. 
Yürümüşüm; üzgün değil, ağlamaklı değil, kederli değil. Forrest'ın koşmasına benzemiş yürüyüşüm. ''Neden, nereye, nasıl''dan muafmış gibi yürümüşüm. Sağımda deniz varmış, solumda otoban. Biraz düşünceli biraz hassas, yürümüşüm. Ehhhhh boşver! Yazmıyorum, yazamıyorum. Yazmak için kasıyorum da ondan herhalde! Evrenin derinliklerini hesaba katarsak ben ne yaşamış olabilirim ki? Evrenin içinde küçücükten bile küçücük olarak, edebiyatını yapacağım neyim olabilir? En iyisi Dadaistler gibi yazmak; metnin nerden gelip nereye gittiğini bilmeden ama özü koruyarak. Çünkü bir bilim yazısı yazmıyorum şimdi. Bir makale, umut vermem gereken bir mahkuma mektup da yazmıyorum. Bir manifesto da yazmıyorum, zaten manifestolara saçmalık olarak bakmıyor muydum ben?

Filozofların da ağzına sıçayım; ilk gençliğimde, söyledikleri lafların müthiş ikna edici olmalarıyla sarhoş olup hepsine saygı duyuyordum ama onların da ağzına sıçayım. Kendi yapamadıklarını bizlerden bekliyorlar. Daha ilk sayısında bin adet kopya basabilme imkanı olup, yeni ve farklı bir içerik ortaya koymayan edebiyat dergilerinden de sıkıldım. Sosyal medya hesaplarının açıklama kısımlarına ''ana akım medyaya karşı'', ''popüler edebiyata karşı'' bıdı bıdılarını yazıp Turgut ve Tomris çiftinden öteye geçmiyorlar. Bugün gündüz vakitlerinde Cemal Süreya'nın birçok konudaki fikrinin toplandığı ''Güvercin Curnatası''ndan bir bölüm paylaştım sizlerle; hangimiz okuduk o kitabı? Ama hayır, Süreya bizim gözümüzde ''Keşke yalnız bunun için sevseydim seni''lerden oluşan bir yazar. Neyse yürüdüm ben ya, yürürken de sürekli aynı şarkıyı dinlemişim; çok sevdim. Çevirisini yapmayı denedim biraz, internetteki çevirilerini görünce pek basit kaçtı benimkisi. Şarkı aha burada efendim: 

Yakında tekrar seslendirme çalışmalarına başlıyorum. Hatta muhtemelen yarın, sabahın erken saatlerinde üçüncü kaydı yapacağım, şiir çoktan hazır. Herkesin arkadaşı olabilmeyi bu kadar başarmış bir başka şiir var mı onu bilmiyorum, yarın öğreneceksiniz. 

Çarşıda gezinirken bir de bir teyze gördüm; elinde poşetler değil, motosiklet direksiyonu vardı. Tüm çarşıyı onunla gezip alışverişini yaptı, esnafla konuştu, mağazalara girdi çıktı. Sonra da -tahminime göre- yetmiş kilometre hızla yoluna gitti. Şaka yapmıyorum buyrun;
Neden derseniz; duyduğuma göre trafikten sıkılıyormuş, gitmek istediği yerlere daha çabuk ulaşıyormuş ve yükü kendi taşımıyormuş. Aslında hepimiz bu sebeplerle motosiklet kullanırız. Teyzeye hepinizin hesabına selam ettim, tüm hayalperestler adına. 
Hayat da bu fotoğraf gibi değil mi zaten? Kim ne demiş umursamadan, yaşlı bir teyze olmana rağmen o motosiklete binebiliyor musun, binemiyor musun? Eğer kendini kasıp binmezsen, yolunu da uzatacaksın, fazladan yük de taşıyacaksın, ulaşmak istediğin yerler çekilmez olacak belki de. Ama beri yandan binmeyi tercih edersen, arkandan en fazla otuz saniye sürecek bir ''kah kah, kih kih'' olacak fakat, sen o rüzgarı yüzüne yüzüne yerken umurunda olur mu bu? 
Bence hayatı teyzenin motosiklete binmesi üzerinden -gördüğünüz üzere- tamamen konuşabiliriz. Siz de kendinizle konuşmalarınızda bunu sorun kendinize; motosiklete binen bir teyze olacak mıyım? 
Sevgiler...

2 yorum:

Söz Sanatı dedi ki...

Teyzeye benim için de selam ettiğin için çok teşekkür ederim. Bu yaşımda enkaz gibi hissediyorum, kendisinden feyz almaya çalışacağım. Etkilendim.

Mert dedi ki...

Üzerine alındıysan ne mutlu. Motosiklete binmek lazım, sevgiler.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...