21.03.2016

Benim Biricik Hayalim

''Artık sadece iletişim araçları var, iletişimin kendisi yok.'' 
Jean Luc Godard

    Kocaman bir ateş yakıp, küllerinden yetmişleri doğuralım. Ateş için topladığımız çalı çırpının içerisinde bazı kavramlar olsun; anı yaşamak, fazlasını beklememek... Alıştırıldığı gibi ''okul, iş, evlilik, ev eşyası, çocuklar için bakıcılar, kolejler'' değil. Bir zamanlar takoz telefonların olduğu ve onun da öncesinde ''hiçbir şeyin'' olmadığı zamanların hayatına dönelim. Ben hayatın tadını hep iki şekilde hayal ettim; birincisi hafif yokuşun olduğu düz bir otobanda sağımızda deniz ve denizin ardında batmakta olan güneşin turunculuğu. Hepimiz; sen, ben, o; biz, siz, onlar... 
    Hepimiz kendi hikayemize ve kendimizi var eden acı tatlı her şeye göre binmişiz bisikletlerimize, sürüyoruz: kimimiz tiyatro yapıyor, kimimiz bilimle uğraşıyor, kimimiz müzik yapıyor, kimimiz içiyor, yalnızca içiyor... Ama hepimizin yüzünde gülücükler, hepinizin yanından geçiyorum bir bir: Yedi yıllık sanat hocam Selah Hoca'nın yanındayım; elinde güzel bir ağızlığa taktığı sigara, başında fötr şapkası, hava sıcak olduğu zaman giydiği krem rengi kaprisi... Sonra Artvin'den Erkan'ın yanına geliyorum, öğrenmeye çalıştığı bağlaması sırtında, kendine has üslubuyla ''Mert ne yapıyorsun?'' diyor, ona da el ediyorum. Sonra annemin yanından geçiyorum bu kez; hala ''şu sakallarını kes be Mert'' diyor ama bu kez kızarak, yargılayarak değil, beni sakallarımla kabullenip latife ederek, sonra babamın yanından geçiyorum; elinde sigarası, sıcak havalarda giydiği şortu, annemle birleşik bir bisiklet kullanıyor. 
    Sonra ablamların yanından geçiyorum: eşi, çocukları ve kendisi... Bir aile bisikletine binmişler, onlar da el ediyor bana, kucaklarında yeğenim, canım yeğenim Öykü gülüyor bana... Sonra tiyatro öğrencisi kuzenim, sevdiceğiyle birlikte yan yana sürüyorlar aşağıya doğru; kuzenimle çocukluk anılarımız, masumiyetimiz geliyor aklıma, mutluluklar dilemek için şapkamı önlerine eğip geçiyorum yanlarından. Sonra daha bir sürü; bu hayale sığacak kadar büyük yüreği olduğuna inandığım herkes, hayatın hararetinden elleri yanacak kadar hayalperest herkes, hatta otobüste kimsenin ne diyeceğini umursamadan kendini dinlediği müziğe kaptırıp ''head bang'' yapan kız, yemekhanede bir ''afiyet olsun'' ile tanışıp dost olduğum Taner... Herkes, hepiniz! 

   Hepimiz sağımızda deniz ve batmakta olan güneşin turunculuğu altında, bizi biz yapan şeyleri -mesela bir enstrümanı- elimizde tutarak sürüyoruz ufka doğru; hem herkesin teker teker yanına gelip bir bir selam veriyor, hem de bir kuş bakışı ile görüyorum hepinizi. Müthiş uyumluyuz; ufka doğru giden bisikletlerin hakkını, hayatın hakkını vere vere, en neşeli türkümüz, şarkımızla basıp gidiyoruz sonsuza... Yüzümüzde gülücükler...

   Gelin iletişimin hakkını verelim, yoksa radyasyondan hepimiz birbirimizi öldüreceğiz...



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...