15.02.2016

Yine Yaşama Sevgisi

İyi günler dilerim blog okurları, güzel insanlar. Okullar açıldı, odasında hiçbir zaman bulamadığımız danışmanlarımıza ulaşmaya çalışıyoruz hepimiz. Şöyle yazıyor akademik takvimde;
15 Şubat-19 Şubat (Ders ekleme, çıkarma ve danışman onayı)
Sonra arkadaşımız ya da evdeki diğer insanlar kahvaltı etmese kahvaltı etmeyeceğimiz bir sabah; kahve, belki bir şarkı...
Okula geliyoruz, plan hazır: Saat birde danışman hoca ile görüşür, dersleri onaylatırız. Sonra kütüphaneye gider aldığımız kitapları okuruz. Yaşanansa şu: Saat bir, danışman hocanın odası birden fazla araştırma görevlisinin de odası olduğundan, oda çoğu zaman açık oluyor ama biz hocayı bulamıyoruz, yine aynı akıbet. Sonra?
Kuru boğazımız daha da kurumasın diye sigaranın yanına çay almak için kütüphaneye gidiyoruz, çünkü kütüphanedeki makinede çay elli kuruş.
Çaylar alınıyor, bir boş banka oturuluyor, o anda bir diğer arkadaşımıza rastlıyoruz. Saat iki gibi sohbet başlıyor:
- Yazın Likya yoluna gidiyoruz değil mi?
- Evet ya, o süper bir şey olacak...
Edebiyattan ve kadınların bir seks objesi olarak görülmesinden konular açılıyor, fikirler beyan ediliyor. Güneş var; güneş içimi ısıtıyor. Sanki güzel bir şeyler olmuş gibi her yerde. Sanki her insan birbirine güler yüzle davranacakmış gibi geliyor. Bilmem?

Vakit kütüphaneye gitme vakti, iki arkadaşımız bizden ayrılıyor, biz iki kişi kalıyoruz.
- Şu raflarda romanlar var.
- Tamam...

Geziliyor, okuyacağım bir kitap olmasına rağmen bir kitap daha arıyorum. Öyle ya teorik metinler okurken bir yandan da bir öykü, biyografi pekala okunabilir. Rafta kırmızı renge sahip şu kelimeyi görüyorum: Nâzım.
Alıyorum elime, bu kez daha çok kelime çıkıyor karşıma: Can Dündar - Nâzım.
Hemen alıyorum, daha önce hiç okumamışım, arkasında yazanlara bir göz gezdiriyorum: Bu kitapta şairin az bilinen sürgün yıllarının öyküsünü bulacaksınız.


Size bunları yazarken yanımda duruyor. Sonra bir de şunu fark etmeden geçmiyorum: Öyle bir iki şiir kitabı okunarak bir yazar ya da bir devir anlaşılmaz, bilinmez. Bu düşünceye, nedendir bilinmez kitabı alıp bilgisayara doğru giderken bir masada duran Özdemir Asaf'ın şiir kitabını gördüğümde sahip oluyorum. Sonra bir de şunu anımsıyorum:
Bu dünyada yapılacak, öğrenilecek o kadar çok şey vardı ki, yedi saat uyuyunca kendimi suçlu hissediyordum. (Jack London)

Hadi bakalım; okullu okuluna, işçisi işine... Belki şu bahar havasının verdiği güzel hislerin karşılığını alırım, alırız...

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...