5.01.2016

Erasmus/ Deliliğe Övgü

Desiderius Erasmus, 1466-1536 yılları arasında yaşadığı bilinen hümanist bilgin, düşünür ve bir ilahiyatçıdır. Rönesans öncesi o çok anlatılan ''kilisenin baskıları'' meselesinde, papalığın insanların düşünceleri üzerine kurduğu baskı ve iktidara karşı çıkmış ve gerçek bir inanç sistemi için gözlerini Antik Çağ'a çevirmiştir. Bu bağlamda Erasmus, döneminin -hatta bugünün de- inanç sistemi temsilcilerinden bir şekilde ayrılır; sorgulamasıyla.

Yazar eserinde, deliliği konuşturarak, çağının kilisesine ve o kilisenin mensuplarına en acımasız eleştirileri yöneltir. Rönesans'ın ve Hümanizmin en önemli temsilci ve savunucuları arasında olduğunu dikkate alarak, çağının bağnaz inanç sistemi içerisinde böyle bir eser vermiş olması onun ehemmiyetini kat be kat arttırmaktadır. Zaten kendi döneminde bir süre sonra, sansürlere uğramıştır.

1509'da kaleme alınan eser ilk kez 1511'de Paris'te basılmış, ilerleyen yıllarda çok sayıda Avrupa diline tercüme edilerek defalarca tekrar baskıları yapılmıştır. Ancak eser, 1527 yılında Paris'te, sonra Milano, Venedik, İspanya ve Portekiz'de yasaklanmıştır.

Deliliğe Övgü, putlara ve tabulara karşı gelen bir eserdir. Yalnızca inanç sisteminin, papazlar tarafından bir hegemonya haline dönüştürülmesi üzerine bir karşı çıkış da değildir üstelik; bugün bile hala gördüğümüz protokol manyaklığı gibi pek çok şeye de karşı gelir. Şimdi eserden bazı bölümler paylaşıyorum;

''...Kendime övgüler dizmekle ben, âlimlerin ve büyüklerin birçoğundan daha fazla tevazu gösterdiğime inanıyorum. Utandıkları için övemiyorlar kendilerini fakat sürekli yanlarında gezdirdikleri bir dalkavuk, soytarı bir şair onlar adına bu işi gayet güzel yapabiliyorlar. Bütün kepazeliklere bulaşmış olduğunu çok da iyi bildikleri bu adamları Tanrılarla bir tutup bütün erdemlerin sahibi gösteren şakşakçıları etrafından ayrılmıyor. Bütün bu riyakârlıktan sonra bilge de övülmesinden mahcup oluyor, utanıyor. Sorarım dostlarım, kendini, herkesten daha iyi tanıdığın ve övülmeye layık yanlarını gerçekten bildiğin kendini övmek, bundan çok daha akıllıca bir tavır değil midir?
O yüzden derim ki böyle şakşakçıları peşinizde gezdireceğinize kendinizi övün.''
''...İnsanlar yaşadıkları tecrübeler ve dersler sayesinde bilge olmaya başladıkları zaman onlara baktığınızda bütün güzelliklerinin solduğunu, neşelerinin yok olduğunu ve albenilerinin ortadan kalktığını görürsünüz. Onlar benden uzaklaştıkça yaşamın güzelliği onları yavaş yavaş terk eder ve nihayetinde şu tatsız ihtiyarlığın pençesinde kıvranırlar.''
''...Sözü bitirmeden bilimler ve sanatlar hakkında da bir şeyler söyleyelim; Olağanüstü sayılan bütün bu sanatları, bilimleri icat etmeye, evlatlarına miras bırakmaya insanları yönelten, şan ve şeref sevgisi değil midir? Delilerin hepsinden daha deli olan bilim ve sanatların yaratıcıları, herhangi bir saygının, bir şöhretin -ki dünyanın en hayali şeyidir- çalışmaları içinde uykusuz geçirdikleri geceleri için bir ödül olabileceğine inanmışlardır.''

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...