17.12.2015

Seni İkna Edemeyecekleri Kadar Bağlı Kalmak Hayallerine…

Bir yıllık aradan sonra bloga tekrar döndüğümde yayımladığım ilk yazının başlığı şuydu:
Don Quijote Romanını Okuyorum

Bugün romanı bitirmiş bulunuyorum, hatta daha da güzeli Batı Edebiyatı seçmeli dersimde bu roman üzerine konuştuk.
Hocamız tam bir bilgi verememekle beraber eser üzerine yayımlanan bir makaleden söz açıp şu cümleleri kurdu:
‘’ Makalede, bu romanı hayatımızın üç farklı evresinde okuduğumuz ve her evrede farklı tepkiler verdiğimiz anlatılıyor. Gençlik çağımızda okuduğumuzda Don Quijote baş karakterini anlayamaz, ciddiye almaz ve onunla alay ederiz.
İkinci evre biraz daha büyüdüğümüz evredir, o zaman tekrar okuduğumuzda biraz düşüncelere dalar, ne tepki vereceğimiz konusunda net bir fikre sahip olmamakla birlikte, karaktere hak verir gibi oluruz.
Son evrede, yani ihtiyarlık çağında okuduğumuzda ise, işte bu Mahzun Yüzlü Şövalye’ye bir başka bakarız, çünkü çekinerek, kendimizi geri tutarak geçirmiş olduğumuz yılları anımsadığımızda ‘keşke hayallerimin peşinden tereddüt etmeden koşsaydım’ deriz. ‘Tıpkı Don Qujitoe gibi…’ ’’

Sonra şöyle düşündüm: İnsan başarısız da olsa, hayallerinin, o anda canının yapmak istediği şeyin peşinden koşarak aslında hayaline erişmiş olmaz mı? Aslında bizim hayalimizin bir kısmı da, cesaret gösterebilmek değil mi? Cesaret edebilmek de bizim hayalimizin ayrılmaz bir parçası değil mi? Aslında biz bir şeyi yapmak isterken, bunu yapabilmemizi sağlayacak cesareti de hayal etmiyor muyuz?

Hatta bu düşler içerisinde yaşamaya kalkıştığımızda ‘’dur!’’ diyecek sayısız insan çevremizde gizleniyor ve tıpkı bir refleks gibi biz hayallerimize gitmeye çalıştığımız anda onlar bunu küçümsüyor olmasına rağmen, seni ikna edemeyecekleri kadar bağlı kalmak hayallerine…
Birgün aya dokunabileceğine, yunusların sırtına binip denize dönmeye, tabiatın eşsiz güzelliklerinden bizim ilgimizi en çok çeken manzarayı birgün görebileceğimize inanmak…
Tıpkı Don Qujitoe gibi yel değirmenlerini devler sanmak, daha doğrusu onun kimse tarafından kırılamayan bu inancına sahip olmak!


Son olarak bir psikologun sözüyle tamamlıyorum: ‘’İyi geçmiş bir yıl: ‘Yaşadıklarımı ben seçtim, isteyerek ve sonuçlarını bilip göze alarak seçtim. Aferin bana’ diyerek yaşadığınız bir yıldır.’’


2 yorum:

Derya Yöndem dedi ki...

e.e. cummings der ki;
"Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada,
kendin olarak kalabilmek,
dünyanın en zor savaşını vermek demektir.
Bu savaş bir başladı mı,
Artık hiç bitmez!..."
Liseden beri mail imzamdi bu soz benim. simdilerde ise yenildigimi hissediyorum. O kadar cok konustular ki ikna olmak da degil bu kafa bulandirmak. Konustular konustular beni hayallerimin gozden kayboldugu bir noktada bosluga biraktilar. Simdi onumdeki toz bulutundan ne hayallerimi gorebiliyorum ne konusulanlari duyabiliyorum...
Yazilariniz iyi geliyor. Savasan birilerinin oldugunu gormek bile guzel.

Mert dedi ki...

Yorumunuz gerçekten dokundu, hissettim. Kimsenin ilacı kimsenin işine yaramıyor ama; belki biraz inat, belki biraz ret... Eşlik edebildiysem, edebiliyorsam ne güzel. Kendine iyi bak.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...