15.12.2015

Rüyamda Bir Genç

Kurşun kalemi açtığınız ve bomboş bir sayfaya baktığınız anda kendinizi iyi hissedersiniz. Ama ne kalem aynı kalacaktır, ne de sayfa...

Sizinle, rüyalarıma giren bir genç adamın bana hayali posta yoluyla gönderdiği mektubunu paylaşıyorum, onu tanıdığınıza eminim:

''Hep örgütlü olmak istedim! 
Bunu siyasi akıllar başka türden algılayacak, ben siyasetten uzakta bir şeyden bahsediyorum: Hep birlikte olmaktan!
Dünyanın işleyişi, sizden birebir haberdar olmayacak ama, tıpkı öyleymiş gibi üzerinize gelecek.
Nereden mi biliyorum? 
Genç ve dinamik bir edebiyat öğrencisiyim; tiyatro ile uğraşıyorum, az biraz mızıka çalıyor, fotoğraf çekiyorum.
Beni, 'edebiyat öğrencisi olacağımı öğrenince hissettiklerim' ve 'aynı bölümü paylaştığım kimseleri görünce hissettiklerim' olarak ikiye ayırmalısınız.
Hep ve hep, hayalim, bir edebiyat örgütü kurmaktı! 
Ne lideri ne de kölesi olduğum bir örgüt. Tıpkı 'Noviembre' filmindeki yaşantı gibi olacaktı her şey; taviz vermeyen, sınırları zorlayan...
Bakın, bu filmden bir özenme söz konusu değil, bu filmin -bir zamanlar kurduğum- hayallerimi daha da güçlendirmesi söz konusudur!

İçindeki yaratıcılığa bir fırsat vermiş bölümdaşlarımla birlikte, düzene, genele hitap eden tüm anlayışlara karşı sanat yapmak, bunları değiştirmek için uğraşacaktık!
Sanatla dans etmek, interneti yenecekti;
Sokak, internet bağımlılığını yenecekti... 
İçimizdeki, şaheserler yaratabilme yanımıza şans verecek, bu şans vermeyi insanlara aktaracaktık.
Müzik, sinema, tiyatro okullarında okuyan arkadaşlarım da aynısını yapacaktı; matematik, fizik, kimya okuyanlar da...

Bence önemli olan, salt, derse girmek değildi. Edebiyata gönülden bağlıydım, vaktimin çoğunu bu tutkuyla kütüphanelere ya da içimdeki yaratıcılığa ayırmam dersleri geçmem için yeterli olmalıydı...
Bunu böyle düşünen hocalar neredeydi?
Peki ya, not için birbirini gırtlaklamayan, paylaşımcı bölümdaşlarım?
Ah dostlar, size anlatmalıyım! Sanatçıların, kimselerin görmediği rüyaları görür evresindeyim şimdi hayatımın!

Dostlar bilmelisiniz; siz de denemeli, duyurmalısınız!
Önce belki iki kişi olacaktı edebiyat örgütümüz, sonra birkaç kişi. Sonra kendimizi tanıtmaya, ilân etmeye başlayacak, insanlara 'bize katılmalarını' söyleyecektik.

ÇÜNKÜ ÇIĞIR AÇACAKTIK!

Çünkü edebiyat dergileri bile, eğer dergiler için bir ''çok satanlar rafı'' olsa, kendilerini orada görmek arzusuna kaptırabiliyorlardı.
Edebiyatla -yani sanatla- gerçekten dans etmek istiyordum! İnsanlar, akın etmeleri şart değil, geleceklerdi örgütümüze! Ne kölesi ne de efendisi oldukları örgütümüze.

Heyecanlı! Hepimiz, bir sanatçının yeni bir eser ürettiği zamandaki heyecanlı döneminde olacaktık; çok satanlar rafında yerimizi alacağımızı bilemezdim...

Tanzimat edebiyatını da Batı edebiyatını da işlerken görüyordum ki; yazarlar, şairler toplanabiliyorlardı, içlerinden gazete çıkaran mı dersin, çeviri yapanlar mı dersin...
Biz neden yapamıyorduk? Ne diyerek başlamalıydım yola?

Bu bölümü istemeyerek okuyanlara, 'sistemi neden hala sorgulamadıklarını' mı sormalıydım,
İsteyerek okuyanlara, 'neden edebiyatta değil derste başarılı olmayı birinci amaç yaptıklarını' mı?
Ah dostlar! Bilmelisiniz! Tüm yazarlar, köşeye çekilip bizi dinlemek zorunda kalacaktı; hepsi!
Genç edebiyatçılar olarak, tüm yazarlara bir tehdit unsuru olmalı, onları sarsmalıydık! 

Aynı şey sanat bölümleri okuyan, hatta sayısal bölümlerdeki arkadaşlarım için de geçerli olmalıydı!
Popülere oynadıklarında kızmalı, vasat olduklarında uyarmalı, basmakalıp söylemlere girdiklerinde öfkelenmeliydik!
Kocaman bir sahnede yeni bir akım yaratacak heyecanlarda olmalı, birbirimizle roman ve kitaplarımızı değiş tokuş etmeli, yazmalı, kendimizi geçmeliydik!
Ah dostlar, bilmelisiniz!
Kütüphanelerden -paramız yetmediğinde ve aradığımız eseri bulamadığımızda- kitap, roman çalmalıydık! Biliyordum ki bu bir racondu bu camiada!

Hissettiklerimi söze döküp insanlara gidemedim.

''Neden?'' diyecek olursanız, çevrenize bakın ve ''bir sanat örgütü kurmak istiyorum'' dediğinizde size katılıp, içindeki cevhere kapı açacak kaç kişi var, bir bakın!

Herkesin en cesur olduğu anları, hissettiklerini en çok söyleyebildiği anları, yalnız olduğu anlarıydı! Burada bir riyakarlık vardı!

Yapamadım, olamadım, edebiyat örgütüm hep tek kişilik kaldı; ne efendisi ne de kölesi olduğum tek kişilik bir edebiyat örgütü olarak...
Hala dostlarım olduğuna inanıyorum; yargılamadan, el vererek yaşayanlar olduğuna...
Sizden ricam, tıpkı Kafka'nın, arkadaşından -Max Brod'dan- ricası gibi, bu mektubumu ben öldükten sonra yakın gitsin, kimseler bilmesin!



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...